Ankara Evsel ve Tıbbi Katı Atık Yönetimi ile Bertaraf Ücretlendirme Uygulamalarının Hukuki ve Kamu Yönetimi Açısından İncelenmesi
Katı Atık Bertaraf Ücretlerinin Yasal Dayanakları ve Su Faturaları Üzerinden Yapılan Mükerrer Tahsilat Sorunu
1. Giriş ve Kavramsal Çerçeve
Modern kamu yönetiminde yerel yönetimlerin en temel işlevlerinden biri; sürdürülebilir çevre politikaları geliştirmek, kent ekolojisini korumak ve halk sağlığını tehdit eden çevresel unsurları kalıcı olarak bertaraf etmektir. Hızlı kentleşme, sınai üretim modellerindeki değişim, tüketim alışkanlıklarının farklılaşması ve nüfus yoğunluğundaki artış; kentsel katı atık yönetimini salt bir temizlik veya uzaklaştırma hizmeti olmaktan çıkarmıştır. Katı atık yönetimi bugün, entegre şehir planlaması, ileri altyapı yatırımları, çevre mühendisliği uygulamaları ve karmaşık finansal modeller gerektiren çok boyutlu ve stratejik bir kamu politikası alanıdır. Atıkların kaynağında ayrıştırılması, toplanması, transfer istasyonlarına taşınması, geri kazanımı ve nihai bertarafı; hem belediye bütçeleri üzerinde ciddi maliyetler doğuran hem de ulusal çevre mevzuatıyla sıkı biçimde denetlenen bir süreçler bütünüdür.
Kentsel altyapı hizmetlerinin sürdürülebilir biçimde sunulmasında yerel yönetimlerin karşılaştığı en büyük güçlük, sürekli artan işletme ve yatırım maliyetlerinin sınırlı bütçeler üzerinde yarattığı baskıdır. Bu baskının makul biçimde yönetilmesi ve hizmet kalitesinin korunması amacıyla, evrensel çevre hukukunun temel normları arasında yer alan “kirleten öder” ve “tam maliyetin karşılanması” ilkeleri ulusal mevzuata da aktarılmıştır. Bu düzenlemelerin özündeki felsefe, kamu hizmetinden yararlanan bireylerin yol açtıkları çevresel dışsallıkların maliyetine katlanmalarını sağlamaktır. Bununla birlikte, geleneksel ihale ve maliyet yüklenme yöntemlerinin dışına çıkılarak geliştirilen Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modelleri, atığı idare için bir “maliyet unsuru” olmaktan çıkarıp enerji ve sanayi için “gelir getiren bir hammaddeye” dönüştürebilme imkânı taşımaktadır.
İş bu bağlamda hazırlamış olduğum ve okumakta olduğunuz bu metin; Ankara Büyükşehir Belediyesinin katı atık yönetim serüvenini, vahşi depolama gibi ilkel uygulamalardan modern entegre geri kazanım tesislerine geçiş sürecini ve bu dönüşümün arkasındaki kamu ekonomisi modelini incelemektedir. Ardından, elde edilen iki kamu gelirleri ile bugün Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) aracılığıyla vatandaşların su faturalarına yansıtılan katı atık toplama ve bertaraf ücretleri arasındaki idari, hukuki ve mantıksal çelişkiler ele alınmaktadır. Bu çerçevede ilgili mevzuatın (2872 sayılı Çevre Kanunu, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili yönetmelikler) lafzı ve amacı incelenerek katı atık bertaraf ücretlerinin yasal dayanakları ortaya konulmuş; söz konusu yükümlülüklerin, belediyeye doğrudan gelir getiren ve kamu kasasından harcama yapılmasını gerektirmeyen bir tesis yapısı bakımından nasıl yorumlanması gerektiği kamu yönetimi etiği çerçevesinde tartışılmıştır.
2. Ankara Katı Atık Yönetiminin Tarihsel Gelişimi
Ankara’nın atık yönetim tarihi, yerel yönetimlerin politika belirleme anlayışındaki köklü değişimlerin; kent ekolojisi, kamu sağlığı ve belediye ekonomisi üzerindeki dönüştürücü etkilerini gözlemlemek açısından kamu yönetimi literatürüne örnek teşkil edebilecek nitelikte bir vaka çalışması sunmaktadır.
2.1. 2002 Öncesi Dönem: Mamak Çöplüğü ve Vahşi Depolama
2002 yılına kadar Ankara’nın evsel ve sınai nitelikli katı atıkları, kamuoyunda “Mamak Çöplüğü” olarak bilinen açık alanda “vahşi depolama” (kontrolsüz depolama) yöntemiyle bertaraf edilmekteydi. Vahşi depolama; atıkların sızıntı suyu toplama sistemi, zemin izolasyon membranı, metan gazı tahliye bacası veya günlük toprak örtüsü gibi asgari mühendislik önlemleri alınmaksızın doğaya bırakılmasıdır. Bu ilkel ve denetimsiz yöntem, Ankara’da estetik bir sorun olmanın çok ötesine geçmiş; telafisi güç halk sağlığı ve ekoloji sorunlarına zemin hazırlamıştır.
O dönemde Mamak sınırları içindeki Kıbrıs Köyü havzası ile bugün Nata Vega Alışveriş Merkezi ve çevresindeki yerleşim alanlarının bulunduğu bölgeler; yayılan yoğun koku, metan gazı sıkışmasına bağlı patlamalar ve için için yanan çöplerden yükselen duman nedeniyle yaklaşılması dahi güç, adeta kentten yalıtılmış alanlar durumundaydı. Organik atıkların havasız ortamda çürümesiyle ortaya çıkan çöp gazı, büyük oranda metan ve karbondioksit içermekte; hem güçlü bir sera etkisi yaratmakta hem de ciddi patlama riski taşımaktaydı. Ülkemizin geçmişinde acı bir tecrübe olan İstanbulÜmraniye çöplüğü faciasının bir benzerinin Ankara’da yaşanması ihtimali gerçek bir tehditti. Eş zamanlı olarak, atık yığınlarından sızan ve ağır metaller ile yüksek organik kirlilik yükü taşıyan sızıntı suları, yeraltı ve yüzey su kaynaklarına karışarak kentin toprak ve su bütünlüğünü tehdit etmekteydi.
Bu tablo, çevre ve halk sağlığını tehdit etmenin yanı sıra hem ilçe belediyeleri hem de Ankara Büyükşehir Belediyesi bütçeleri üzerinde ağır bir malî yük oluşturmaktaydı. Çöp yığınlarının iş makineleriyle sürekli düzeltilmesi, rüzgârla savrulan atıkların toplanması, alanın hafriyat toprağıyla örtülmesi ve artan haşere ile kemirgenlerle mücadele için her yıl önemli miktarda kamu kaynağı, kalıcı bir çözüm sağlanmaksızın harcanmaktaydı. Geleneksel idare anlayışı, kentsel atığı ortadan kaldırılması gereken bir “kamusal zarar”, bu uzaklaştırma sürecini ise belediyenin zorunlu bir “gider kalemi” olarak görmekteydi.
2.2. Paradigma Değişimi: Ankara Katı Atık Yönetimi Projesi (2002)
2002 yılında hayata geçirilen “Ankara Katı Atık Yönetimi Projesi”, yerel yönetimler tarihinde önemli bir kırılma noktasını temsil etmektedir. Türkiye’de bu alanda öncü olan ve diğer yerel yönetimlere örnek teşkil eden proje ile vahşi depolama uygulamasından vazgeçilmiş; atıkların mühendislik standartlarında bertaraf edildiği düzenli ve endüstriyel depolama sistemine geçişin temelleri atılmıştır.
Projenin kamu yönetimi açısından en dikkat çekici yönü, ekolojik ve kentsel bir krizin ekonomik bir fırsata ve sürdürülebilir bir döngüsel ekonomi modeline dönüştürülmesidir. Proje, atığı toprağa gömülecek değersiz bir kalıntı olarak değil; enerji, geri dönüşüm ve tarım sektörleri için kesintisiz ve değerli bir “hammadde” olarak yeniden tanımlamıştır. Kurulan entegre sistemin hedefi; kentin çöpünü güvenli biçimde bertaraf etmenin yanı sıra organik atıkların anaerobik çürütülmesiyle biyogaz ve bu gazdan elektrik enerjisi üretmek, inorganik atıkları (plastik, cam, metal, kâğıt) ileri teknolojili ayırıcılarla geri dönüşüme kazandırmak ve nihai biyolojik atıkları toprak iyileştirici komposta (organik gübreye) dönüştürmektir. Üstelik bu dönüşüm, belediye bütçesinden herhangi bir harcama yapılmadan, özel sektörün sermayesi ve dinamizmi kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
3. İktisadi Model ve Kamu Kazanımları: Gelir Paylaşımına Dayalı İşletme
Yerel yönetimlerin, özellikle büyükşehir belediyelerinin geniş ölçekli çevresel altyapı projelerinde karşılaştıkları en büyük yapısal engel; yüksek yatırım maliyetleri ve finansman eksikliğidir. Ankara modeli, bu engeli yenilikçi bir sözleşme yapısı ve Kamu-Özel İşbirliği stratejisiyle aşmıştır.
3.1. Sıfır Maliyetli Dönüşüm ve Gelir Paylaşımı Sözleşmesi
Modern entegre katı atık bertaraf tesislerinin kurulumu; ileri çevre mühendisliği, otomasyon sistemleri ve yüz milyonlarca doları bulan başlangıç sermayesi gerektiren büyük projelerdir. Geleneksel ihale yönteminde belediyeler, bu tür tesisleri kurmak için uluslararası kredi kuruluşlarından veya iç piyasadan borçlanmakta; ardından tesisin işletilmesi, bakımı ve personel giderleri için her yıl bütçelerinden önemli kaynak ayırmak zorunda kalmaktadır.
Buna karşılık Ankara Büyükşehir Belediyesi, elindeki atık imtiyaz hakkını stratejik biçimde kullanmış ve yüklenici firma ITC (Invest Trading & Consulting AG) ile kurduğu imtiyaz ve gelir paylaşımı ortaklığı sayesinde, bu teknolojik dönüşümü kamu kasasından harcama yapmadan gerçekleştirmiştir. Modelin işleyişi özetle şöyledir: Ankara Büyükşehir Belediyesi, tesislerin kurulacağı sahaların tahsisini sağlamayı ve kent genelinde toplanan hammadde niteliğindeki atığın tesislere düzenli akışını temin etmeyi üstlenmiş; yüklenici firma ise tüm teknolojik altyapıyı (sızıntı suyu arıtma üniteleri, mekanik ayırma bantları, fermantasyon reaktörleri, termal gazlaştırma tesisleri ve gaz motorlarından oluşan elektrik üretim santralleri) kendi öz kaynakları ve uluslararası finansmanıyla kurmuştur. Sistemin kritik halkası üretim bandının sonundadır: Üretilen ikincil ürünlerin(kompost vb. ürünlerden ve yüklenicinin gelirlerinden), özellikle yenilenebilir kaynaktan üretilen elektriğin ulusal şebekeye satışından elde edilen brüt gelirden, Ankara Büyükşehir Belediyesine düzenli olarak yüzdelik oranda nakdî pay ödenmesi sözleşmeyle güvence altına alınmıştır.
Bu model, kamu maliyesi açısından çifte kazanç sağlamıştır. Bir yandan, geçmişte vahşi depolamaya ve saha iyileştirmesine harcanan tutarlar ortadan kalkmış; diğer yandan belediye bütçesine düzenli, öngörülebilir ve enflasyona karşı korunaklı bir gelir kalemi eklenmiştir. Sözleşmeye eklenen “ihtiyaç hâlinde belediye kompost, elektrik ve gazı alır” hükmüyle, üretilen stratejik ikincil ürünlerin (örneğin park ve bahçelerde kullanılacak gübrenin veya belediye tesislerinde tüketilecek enerjinin) kamu yararına tahsisi teminat altına alınmıştır. Ayrıca yüklenicinin beyan ettiği bertaraf ve üretim miktarlarının doğruluğunu teyit etmek amacıyla bağımsız denetim ve sağlama çalışmalarının yürütülmesi de öngörülmüştür. (Ancak bu çalışma akamete uğramıştır.)
Ankara’da kurulan bu sistem o denli başarılı olmuştur ki yüklenici firma, Ankara’yı referans göstererek aynı hizmet modelini diğer büyükşehirlere ücreti karşılığında sunmaya başlamıştır. Bu çerçevede model; 2008’de Adana, 2010’da Konya, 2011’de Bursa, 2012’de Antalya, 2014’te Elazığ, 2015’te Samsun ve 2016’da Eskişehir başta olmak üzere pek çok ile taşınmıştır. Burada vurgulanması gereken temel fark şudur: Diğer yerel yönetimler bu hizmeti almak için bütçelerinden önemli işletme veya ihale bedelleri öderken, sistemin kurucu ve imtiyaz sahibi olan Ankara Büyükşehir Belediyesi, bertaraf sürecinden net gelir elde eden konumda kalmıştır.
3.2. Tıbbi Atık Yönetimi ve İleri Teknoloji (Gazlaştırma) Entegrasyonu
Metropol nüfusunun ve sağlık altyapısının büyümesiyle ortaya çıkan tıbbi atıklar; içerdikleri enfeksiyöz patojenler, kesici-delici aletler ve kimyasal kalıntılar sebebiyle evsel atıklara kıyasla çok daha yüksek kirlilik ve salgın riski taşır. Ankara, tıbbi atıkların halk sağlığına zarar vermeden bertarafı konusunda da öncü bir rol üstlenmiştir.
Sürecin ilk aşamasında, yine bir ilk uygulama olarak ihtisas sahibi bir firma (TEK Tıbbi Atık) tarafından özel donanımlı araçlarla toplanan tehlikeli atıklar; yeraltı sularına karışmasını önlemek amacıyla zeolit, sönmemiş kireç ve yüksek yoğunluklu polietilen membran gibi sızdırmazlık ve nötralizasyon malzemeleriyle topraktan yalıtılarak sterilize ediliyor ve derin hücrelere gömülüyordu. İlerleyen dönemde tıbbi atık operasyonları da entegre tesisin işletmecisi olan ITC firmasının uhdesine geçmiştir. Bu devirle birlikte klasik sterilizasyon ve gömme yönteminden vazgeçilmiş; endüstriyel ölçekte “termal gazlaştırma” yöntemiyle nihai bertaraf aşamasına geçilmiştir.
Gazlaştırma; tıbbi ve sınai atıkların oksijensiz ya da sınırlı oksijenli reaktörlerde çok yüksek sıcaklıklara maruz bırakılarak moleküler bağlarının koparılması ve karbonmonoksit, hidrojen ve metan içeren sentetik gaza dönüştürülmesi işlemidir. Bu ileri yöntem; atıktaki bakteri, virüs ve patojenleri büyük ölçüde yok ederken geriye kalan kül miktarını en aza indirmekte ve ortaya çıkan sentez gazından ilave enerji üretilmesine imkân tanımaktadır. Bu entegrasyon, Ankara’nın yalnızca evsel atıklarda değil, en tehlikeli atık kategorilerinde de çevreci ve ekonomik bir dönüşümü hayata geçirdiğinin somut göstergesidir.
4. 6360 Sayılı Kanun, Mülki Sınırların Genişlemesi ve Transfer İstasyonları
Kamu yönetiminde idari sınırların ve yetki alanlarının değiştirilmesi, yerel yönetimlerin hizmet sunumunda ani ve çözümü güç lojistik sınamalar doğurabilir. 30 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı “On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, Ankara’nın katı atık yönetim lojistiği açısından önemli bir dönüm noktasıdır.
4.1. Mülki Sınır Ölçeğinde Lojistik Sınamalar ve Çevre Riskleri
6360 sayılı Kanun ile Ankara Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve malî sorumluluk alanı merkez ilçelerden çıkarılarak “il mülki sınırı” ölçeğine taşınmış; böylece kentin 25 ilçesinin tamamı katı atık entegre sistemine dâhil olmuştur. Bu düzenleme, altyapısı zayıf olan ve kendi sınırları içinde hâlâ ilkel döküm alanlarına çöp döken; merkeze 100-150 kilometre uzaklıktaki Bala, Akyurt, Nallıhan ve Beypazarı gibi ilçelerin günlük atıklarının merkezdeki Mamak ve Sincan-Çadırtepe tesislerine nakledilmesini zorunlu kılmıştır.
Ancak bu zorunluluğun sahada uygulanması ciddi bir çevre riski doğurmuştur. Sızdırmazlık özelliği zayıf klasik çöp kamyonlarıyla tonlarca ıslak evsel atığın yüzlerce kilometre boyunca merkeze taşınması; kamyon kasalarından yollara damlayan asidik sızıntı suları, güzergâh boyunca koku kirliliği ve trafik güvenliği sorunlarına yol açmış, bu durum Çevre Kanunu kapsamında idareye kesilen ağır para cezalarıyla sonuçlanmıştır.
4.2. Krizden Fırsata: Katı Atık Transfer İstasyonları Stratejisi
Bu lojistik kriz, kalıcı bir altyapı yatırımına dönüştürülmüştür. Atık yüklü küçük ilçe kamyonlarının uzun mesafe kat etmesini önlemek, karbon emisyonlarını düşürmek ve nakliye maliyetlerini optimize etmek amacıyla, uzak ilçelerin merkezî noktalarında “Katı Atık Transfer İstasyonları” kurulması projesi devreye alınmıştır.
İl genelinde stratejik lokasyonlara 14 adet olarak planlanan bu istasyonların yarısının kurulumu, idarenin sözleşme yönetimi sayesinde yüklenici firmaya bedelsiz yaptırılması planlanmış. Kalan istasyonların inşası ile tüm istasyonların entegre işletmesi ve sıkıştırılmış atıkların ağır tonajlı araçlarla nakliyesi işi ise ihale mevzuatına uygun biçimde özel sektöre ihale edilmiştir. İstasyonların yerleri, ilgili ilçe belediye meclislerinden alınan kararlarla tahsis edilen kamu arazileri üzerinde belirlenmiştir. Sistemin işleyişi şöyledir: İlçe belediyelerine ait küçük çöp kamyonları, topladıkları atıkları uzun yola çıkmadan kendi ilçelerindeki transfer istasyonlarına getirir; burada hidrolik preslerle suyu sıkılan ve hacmi küçültülen atıklar, koku ve su sızdırmaz kapalı konteynerlere aktarılır. Bu konteynerler çekicilerle, daha hijyenik ve ölçek ekonomisi bakımından daha verimli biçimde merkezdeki bertaraf ve enerji üretim ünitelerine taşınır.
Bu kapsamlı atık lojistiği operasyonunda kayda değer tek gider kalemi; kırsal transfer istasyonlarından merkez ünitelere yapılan uzun yol taşıma işi için ödenen nakliye bedelleridir. Ancak bu tutar dahi, merkezdeki elektrik üretiminden elde edilen gelir payı ve tesisin sağladığı dolaylı tasarruflar (vahşi depolama maliyetinin ortadan kalkması) göz önüne alındığında, bütçe dengesi içinde sınırlı bir kalem olarak kalmıştır. Yukarıda aktarılan yatırım ve işletme verileri, sistemin kuruluş dönemine (2014-2015) aittir; hâlihazırdaki yönetimin çöp transfer ve nakliye işlerini hangi bedel ve koşullarla ihale ettiğine ilişkin güncel veriler bu değerlendirmenin kapsamı dışındadır.
5. Tesislerin Yatırım ve Kapasite Künyesi
Ankara’da kurulan entegre modelin endüstriyel boyutunu ve kamuya kazandırılan değeri kavramak için, tesislerin(transfer istasyonlarının) faaliyete geçtiği 2014-2015 dönemine ait yatırım ve kapasite verilerinin incelenmesi yerinde olur. Güncel yeniden değerleme oranları, döviz kurları ve teknoloji maliyetleri dikkate alındığında, özel sektör tarafından bedelsiz kurulan bu tesislerin bugün milyarlarca Türk lirasına ulaşan bir kamu serveti niteliği taşıdığı açıktır. Aşağıdaki tablo, iki ana entegre tesisin temel künyesini karşılaştırmalı olarak özetlemektedir.
Mamak Tesisi: Toprak altındaki çöp gazının vakumla toplanıp elektriğe çevrilmesiyle yetinilmemiş; taze çöpün geri kazanılabilir bileşenleri (kâğıt, karton, PET, plastik, cam, alüminyum ve demir esaslı metaller) optik sensörler, manyetik separatörler ve balistik ayırıcılarla el değmeden tasnif edildiği modern bir endüstriyel ayrıştırma fabrikası kurulmuştur. Ayrıca gaz motorlarının atık ısısı, sahada kurulan seralarda tarımsal üretim için değerlendirilerek kapalı devre bir döngüsel ekonomi modeli oluşturulmuştur.(çilek, orkide, domates, salatalık vb. ürünler o yıllarda üretilmekteydi)
Sincan-Çadırtepe Tesisi: Dört milyon metrekarelik bir alana yayılan bu kompleks, günde 1.600 tona varan saf organik atığı büyük fermantasyon reaktörlerinde işleyebilen bir biyogaz tesisine sahiptir. Sahada ayrıca tıbbi ve sınai tehlikeli atıklar için ileri teknoloji gazlaştırma üniteleri bulunmaktadır. Söz konusu altyapının tamamı, bütçeye borç yazılmadan, kümülatif olarak 135 milyon doları aşan doğrudan özel sektör yatırımıyla Ankara’ya kazandırılmıştır.
6. Katı Atık Ücretlendirmesinin Yasal Dayanakları
Zorunlu altyapı ve çevre hizmetlerinin sunumu, bu hizmetlerin finansmanı ve bir bedel karşılığında faturalandırılması; idare hukuku ve çevre hukuku ilkeleriyle düzenlenmiştir. Aşağıda, su faturalarına yansıtılan katı atık toplama ve bertaraf ücretlerinin temel hukuki dayanağını oluşturan kanun ve yönetmelik hükümleri, tam metin alıntılarıyla ve kronolojikidari bir bütünlük içinde incelenmiştir.
6.1. 2872 Sayılı Çevre Kanunu
Türkiye’de çevre korumasının temel metni niteliğindeki 1983 tarihli 2872 sayılı Çevre Kanunu; kirliliğin kaynağında önlenmesi ve kirlilik maliyetinin kamuya yüklenmemesi konusundaki temel felsefeyi belirler.
Madde 3 (Kirleten Öder İlkesi): Kanun’un 3. maddesi, çevre kirliliği yaratan unsurların maliyetine bunu üretenin katlanmasını kusursuz sorumluluk esasına bağlar. Bu ilkenin ilgili hükmü şöyledir:
Aynı Kanun, kirletenin gerekli önlemleri almaması hâlinde kamu kurumlarınca yapılacak harcamaların 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kirletenden tahsil edileceğini de düzenler.
Madde 11 (Atık Yönetimi ve Maliyet Karşılama): Belediyelerin sorumluluğunu ve yararlananların ödeme yükümlülüğünü doğrudan düzenleyen ana maddedir. Büyükşehir belediyeleri ile il ve ilçe belediyelerini evsel katı atık bertaraf tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmekle yükümlü kılar. Ayrıca “maliyet karşılama” ilkesi gereğince, bu hizmetten yararlanan kişi ve kurumların atık yönetiminin tam maliyetini karşılayacak biçimde belirlenen evsel katı atık ücretini ödemekle yükümlü olduğunu hükme bağlar. Bu madde, aşağıda ele alınan Tarife Yönetmeliği’nin çıkarılmasına ve ücret tahsiline dayanak oluşturan üst yasal metindir.
6.2. 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu
Yerel yönetimlerin malî özerkliği için gerekli gelir kaynakları 2464 sayılı Kanun ile güvence altına alınmıştır. Bu Kanun, vergi ve harç kapsamı dışındaki hizmetlerin meclis kararıyla fiyatlandırılmasına imkân tanır.
Madde 97 (Ücrete Tabi İşler): Belediyelerin hizmet sunumu karşılığında tahsil edeceği ücretlerin çerçevesini çizer. Madde ise şöyledir: “Belediyeler bu Kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet için belediye meclislerince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkilidir. Belediye’ye tekel olarak verilmiş işler kendi özel hükümlerine tabidir.”
Evsel katı atık toplama ve bertaraf hizmetleri, özel bir kanuni düzenlemeyle (Çevre Kanunu m. 11) tarifeye bağlandığı için bu kapsamda ücretlendirilmekte ve meclis onayıyla yürürlüğe girmektedir.
6.3. 5393 Sayılı Belediye Kanunu
İl ve ilçe belediyelerinin görevlerini, organlarını ve çalışma usullerini belirleyen 5393 sayılı Kanun; katı atıkların mahallî düzeyde toplanmasına ilişkin yetkiler ile bütçe ve tarife onaylama süreçlerini düzenler.
Madde 15 (Belediyenin Yetkileri): Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanmasına ilişkin bütün hizmetleri doğrudan yapma ve üçüncü kişilere (özel sektöre) yaptırma (imtiyaz devri, kiralama, ihale) yetkisini belediyelere verir. Ankara’nın yüklenici firmayla yaptığı sözleşmenin idari dayanağı bu maddedir.
Madde 18 (Belediye Meclisinin Görevleri): Belediye meclisinin stratejik, malî ve tarife belirleme yetkisini tanımlar; stratejik planların ve bütçenin kabulünü düzenlerken, kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirleme yetkisini de meclise verir.
6.4. 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu
Büyükşehirlerde ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediyesi arasındaki yetki karmaşasını ve mükerrer yatırımları önlemek amacıyla, atık konusundaki görev dağılımı 5216 sayılı Kanun ile ayrıştırılmıştır. Temel kural şudur: Çöplerin mahalle aralarında toplanması ilçe belediyelerinin görevi iken; bunların planlanması ve tesislerde nihai bertarafı büyükşehir belediyesine verilmiştir.
Madde 7 (Büyükşehir Belediyesinin Görevleri): İlgili (c) ve (ç) bentleri şu hükümleri içerir:
6.5. İkincil Mevzuat: Tarife Yönetmeliği
Kanunlar genel çerçeveyi çizerken, uygulamanın ayrıntıları ve usulleri yönetmeliklerle belirlenir. Bu bağlamda, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 11. maddesine dayanılarak çıkarılan “Atıksu Altyapı ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlenmesinde Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik” (27 Ekim 2010) hayati önem taşır. Yönetmelik; tarifelerin belirlenmesinde “tam maliyet” ve “kirleten öder” ilkelerinin nasıl uygulanacağını, kurulum ve işletim maliyetlerinin abonelere nasıl paylaştırılacağını ve bu bedellerin su faturalarına nasıl yansıtılacağını düzenler. Yönetmeliğin amaç başlıklı 1. maddesi şöyledir:
Yönetmelikte “abone”, su ve katı atık hizmetlerinden yararlananları; “atıksu altyapı yönetimleri” ise su ve kanalizasyon idarelerini (Ankara örneğinde ASKİ’yi) ifade etmektedir. İdarelerin bu yönetmeliğe uyum sağlayarak tarife oluşturma yükümlülüğü için öngörülen süre, sonradan yapılan mevzuat değişiklikleriyle ötelenmiştir. Aşağıdaki tablo, bu mevzuatın katı atık yönetim hiyerarşisindeki yerini özetlemektedir.
7. Asıl Mesele: Mevzuatın Hatalı Yorumundan Doğan Mükerrer Tahsilat
Bu bölüm, yukarıda ortaya konulan hukuki çerçeve ile Ankara’nın kendine özgü, gelir getiren KÖİ modelinin sahada nasıl çeliştiğini incelemektedir. İdari işlemlerin “kamu yararı” amacı taşıması, “sebepsiz zenginleşme yasağı”, “orantılılık” ve “hakkaniyet” ilkeleri çerçevesinde; bugün Ankara halkının su faturalarına yansıtılarak tahsil edilen katı atık bertaraf ücretlerinin meşruiyeti tartışmalıdır.
7.1. Geçmiş Dönem Uygulaması: Sıfır Maliyet, Sıfır Tarife
İlgili yönetmelik, tam maliyet esaslı katı atık tarifelerinin hesaplanmasını ve tahsilini genel bir kural olarak öngörmekle birlikte, önceki dönem uygulamasında meselenin aritmetiğine odaklanılmıştır: Belediye, atık bertaraf sürecinden (elektrik, çöp gazı ve kompost satışları yoluyla) hâlihazırda düzenli ve yüksek bir gelir elde etmekteydi. Bu nedenle, yalnızca ilçe belediyelerinin toplama maliyetlerine katkı sağlamak veya onlarla mahsuplaşmak amacıyla cüzi miktarda Çevre Temizlik Vergisi (ÇTV) tahsil edilmiş; ancak mevzuat imkân tanımasına rağmen halktan ayrıca yüksek tutarlı bir “Katı Atık Toplama ve Bertaraf Ücreti” talep edilmemiştir.
Bu yaklaşımın altında yatan mantık nettir: Tarife Yönetmeliği’nin amacı, tesis kurulum ve işletme maliyetlerinin kamu bütçesine yük olmasını engellemek ve bu gideri kirletenden karşılamaktır. Matematiksel olarak tarife, Maliyet − (Elde Edilen Yan Gelirler) formülüne dayanır. Tesisin yatırımını idare değil özel sektör yapmışsa, işletme ve personel giderini özel sektör karşılıyorsa ve tesis idareye düzenli gelir sağlıyorsa, bu formülün sonucu idare açısından negatif değer üretir. Yani vatandaşa bölüştürülecek bir “maliyet faturası” ortada kalmaz. Doğmamış veya özel sektör tarafından zaten finanse edilmiş bir maliyetin idari kararla vatandaştan tahsili, idare hukuku bakımından haksız tahsilat (idarenin sebepsiz zenginleşmesi) anlamına gelir. Önceki uygulama, bu yönüyle vatandaşı gereksiz malî yükten koruyan bir tutumdur.
7.2. Denetim Raporlarının Yüzeysel Yorumu ve Çapraz Sübvansiyon Sorunu
Bugün ASKİ su faturaları incelendiğinde; su tüketim bedelinin ötesinde “ÇTV + Katı Atık Toplama Ücreti + Katı Atık Bertaraf Ücreti” biçiminde üçlü bir kalemin tahsil edildiği görülmektedir. Bu uygulamanın gerekçesi olarak, çoğunlukla dış denetim organı olan Sayıştay’ın raporları ile yukarıda sıralanan mevzuat hükümleri (özellikle Tarife Yönetmeliği’nin tam maliyet ilkesi) gösterilmektedir.
Buradaki temel sorun, denetim mekanizmasının Ankara’ya özgü KÖİ finansman yapısına biçimsel ve kural odaklı yaklaşmasıdır. İlgili hükümler okunduğunda; idarenin elde ettiği gelire, yatırım modelinin türüne veya sözleşmenin niteliğine bakılmaksızın, istisnasız bütün belediyelerin bir tarife çıkarıp bu bedeli tahsil etmesi gerektiği sonucuna mekanik olarak varılmaktadır. Bertaraf için bütçesinden önemli kaynak harcayan, ileri teknolojili tesisi bulunmayan ve atığı yalnızca taşıyıp toprağa gömen sıradan bir belediye ile; bu işi sıfır maliyetle özel sektöre yaptıran ve tesisin ürettiği(elde ettiği gelirden, ürettiği ikincil ürünlerden) elektrikten pay alan Ankara Büyükşehir Belediyesini aynı ölçüte tabi tutmak, malî gerçeklikle bağdaşmayan bir değerlendirmedir.
İdarenin konsolide gelir tablosunu dikkate almayan bu tür raporlar, hatalı bir mevzuat okumasının ürünüdür. Asıl sorun, mevcut yönetimin bu yüzeysel değerlendirmelere karşı Ankara’nın “maliyetsizlik” durumunu Danıştay veya Sayıştay Temyiz Kurulları nezdinde savunmak yerine, söz konusu raporları yeni bir gelir kalemi yaratma imkânı olarak görmesidir. Böylece, belediyenin sözleşmeden zaten pay olarak gelir elde ettiği bir hizmet, faturanın alt kalemlerinde ikinci kez (mükerrer olarak) vatandaşa bir bedel olarak yüklenmektedir. Bu durum, çapraz sübvansiyon kurallarının ihlali ve idari işlemin varlık sebebi olan “kamu yararı” amacından sapma (yetki saptırması) riskini güçlü biçimde doğurmaktadır.
7.3. “Kirleten Öder” İlkesinin Gelir Getiren Tesislerdeki Açmazı
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “kirleten öder” ilkesi, çevresel dışsallıkların içselleştirilmesi ve kirliliğin caydırılması amacıyla geliştirilmiş bir hukuk kaidesidir. Buna göre, bir atığı üreten hane; bu atığın toplanması, taşınması ve bertarafı için doğan yükü genel kamu bütçesine yıkmamalı, yol açtığı hasarın bedelini kendisi ödemelidir. Yönetmelikteki “tam maliyet esaslı tarife” de bu ilkenin muhasebe tablosuna dökülmüş hâlidir.
Ancak Ankara’nın modelinde, çöpe atılan atık; doğaya veya kamu bütçesine zarar veren bir “kirlilik unsuru” olarak sisteme girmemektedir. Aksine hızla toplanıp preslenerek fermantasyon reaktörlerine ve gazlaştırma tesislerine ulaşmakta; elektriğe, biyogaza ve komposta(hatta tarımsal ürünlere) dönüştürülmektedir. Elde edilen ürünler piyasaya (veya devlet alım garantili sistemlere) satılarak gelir üretilmektedir. Yani vatandaşın evsel atığı, hukuki anlamda bir “kirletici” olmaktan çıkıp, endüstriyel bir üretim sürecinin bedelsiz ve zorunlu “hammaddesi” hâline gelmiştir. Hammaddeyi kapısına çıkaran hane halkı, aslında bu tesisin işlemesi ve belediyenin gelir elde etmesi için gereken temel girdiyi bedelsiz olarak sunan asli paydaştır.
Bu çerçevede mevcut ekonomik denklem üç unsurla özetlenebilir:
1. Yatırım maliyeti: Tesislerin 135 milyon doları aşan ilk yatırım ve finansman maliyeti yüklenici firma tarafından karşılanmıştır; kamuya yansıyan bir amortisman maliyeti yoktur.
2. İşletme maliyeti: Tesislerin günlük işletme, bakım, yedek parça ve personel giderleri de özel sektör tarafından, üretilen ikincil ürünlerin özellikle enerjinin satış geliriyle finanse edilmektedir; kamuya yansıyan bir işletme gideri bulunmamaktadır.
3. Net kazanç: Yüklenici masraflarını çıkardıktan sonra, belediyeye brüt ciro üzerinden anlaşılan pay düzenli olarak aktarılmaktadır.
Bu tabloda, Tarife Yönetmeliği’nde sayılan “kurulması, bakımı, onarımı, işletilmesi, kapatılması ve izlenmesi” süreçlerinden doğan ve kamuya ait olan bir maliyet tablosu (ilçelerden merkeze yapılan transfer nakliyesi gibi sınırlı bir gider dışında) bulunmamaktadır. Yönetmelik açıktır: Tarife hesaplanırken tesisin ticari gelirlerinin maliyetlerden düşülmesi (mahsup edilmesi) gerekir. Ankara ve ASKİ örneğinde bu işlemin sonucu, kamu bütçesi lehine pozitif bir bakiyeye tekabül etmektedir.
Formülün sonucunun kamu lehine bu denli olumlu olduğu bir durumda, su faturaları aracılığıyla abonelerden ayrıca “bertaraf bedeli” talep edilmesi; kanunun amacı olan “kirleten öder” ilkesinin uygulanması değil, üretime hammaddeyi bedelsiz veren vatandaşın hem tesisi finanse etmesi hem de ayrıca bir bedel ödemesi gibi savunulması güç bir uygulamaya dönüşmektedir. Üstelik, yatırım maliyeti sıfır iken bu ücretin hangi maliyet analizine, hangi şeffaf kriterlere ve hangi birim fiyat esasına göre belirlendiği de açıklığa kavuşturulmuş değildir; bu da ciddi bir idari şeffaflık sorunu ortaya koymaktadır.
Bertaraf için bütçesinden gerçekten kaynak harcayan diğer yerel yönetimlerin bu maliyeti hane halkına bölerek faturaya yansıtması, ilgili kanunlar çerçevesinde rasyonel bir mantığa oturabilir. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesinin kasasından bu iş için (özel firmalara ihale edilen transfer nakliye bedelleri dışında) harcama yapılmadığı gibi, hazinesine düzenli bir gelir akışı da mevcuttur. Bu durumda “bertaraf ve toplama ücreti” adı altında bir tahsilat yapılması; ne 2872 sayılı Kanun’un çevreci amacına, ne 5393 ve 5216 sayılı kanunların sosyal belediyecilik ilkelerine, ne de idare hukukunun sebepsiz zenginleşme yasağına uygun düşmektedir.
8. Genel Değerlendirme ve Sonuç
Kentsel düzeyde katı atık ve atıksu yönetimi; yalnızca çevre mühendisliği ve teknik altyapı boyutuyla sınırlı kalmayan, aynı zamanda vergi hukuku, kamu maliyesi, iktisat ve kent sosyolojisi gibi katmanları da olan stratejik bir kamu politikası alanıdır. Ankara Büyükşehir Belediyesi, geçmiş dönemde “Mamak Çöplüğü” gibi vahşi depolama alanlarının yol açtığı ekolojik ve sosyal krizi, uluslararası standartlarda bir Kamu-Özel İşbirliği modeliyle çözmeyi başarmıştır. Kurulan entegre sistem, yalnızca çevre kirliliğini durdurmakla kalmamış; sıfır maliyetle tesis kurdurarak ve atığı enerjiye dönüştürerek belediye hazinesine düzenli ve enflasyona dirençli bir gelir de kazandırmıştır.
Mevzuatın temel metinleri olan 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 5393 ve 5216 sayılı mahallî idareler kanunları ile 2872 sayılı Çevre Kanunu; yerel yönetimlere atığı yönetme, tesis kurma ve gerektiğinde tarife çıkarıp ücret tahsil etme yetkisi verirken, kanun koyucunun gözettiği üst norm “kamu refahının artırılması”, “kamu maliyesinin korunması” ve “hizmetin en adil ve en uygun maliyetle sunulması” olmuştur. Kanunlardaki “tam maliyet” ifadelerinin temel amacı, idareyi zarardan korumaktır.
Buna karşın günümüz uygulamasında; standart bütün belediyeler için yazılmış genel hükümlerin ve muhasebe formlarının, kendine özgü, sıfır maliyetli ve gelir yaratan bir finansman modeline sahip olan Ankara’ya hiçbir malî filtreleme (mahsuplaşma) yapılmadan biçimsel biçimde uygulanması, bir idari vizyon eksikliğine işaret etmektedir. “Gelir ile maliyet farkını” (net kazancı) gözetmeyen raporların lafzına dayanılarak; zaten özel sektörün yatırımıyla kâra geçmiş ve belediyeye net gelir sağlayan bir hizmet için, halka su faturaları üzerinden yüksek tutarlı bir “Katı Atık Toplama ve Bertaraf Ücreti” çıkarılması, niteliği itibarıyla mükerrer tahsilat özelliği taşımaktadır. Bu tür uygulamalar, yerel yönetimlerin kaynakları etkin ve yenilikçi kullanma motivasyonunu zayıflatmakta ve vatandaşı korumasız bırakmaktadır.
Başarılı, şeffaf ve demokratik kamu yönetimi; idarenin sınırlı kaynaklarla en yüksek toplumsal faydayı elde etmesini gerektirir. Ankara’nın entegre katı atık tesisleri (Mamak ayrıştırma ve Sincan-Çadırtepe gazlaştırma kompleksleri), bu faydanın kamu lehine sağlanmış somut bir örneğidir. İdarenin ve denetim mekanizmalarının; bu tesisleri halkın sırtına binen bir “maliyet faturası” değil, kenti zenginleştiren bir “gelir merkezi” olarak değerlendirmesi; yıllardır tahsil edilen mükerrer katı atık bertaraf bedellerinin durdurulması ve gerekli mahsuplaşmanın yapılması bakımından elzemdir.
Aksi hâlde, ilgili kanunların lafzında ve ruhunda yer alan çevre koruma, hakkaniyet, malî disiplin ve sosyal devlet idealleri; içi boşaltılarak sıradan bir bürokratik gelir hedefine dönüştürülmüş olacaktır. İdari kararların hukuki meşruiyeti ve kamuoyu nezdindeki güvenilirliği; ancak zorunlu kamu hizmetlerinin bedelinin adil, şeffaf, hesap verebilir ve gerçek maliyet gerekçelerine dayandırılarak tahsil edilmesiyle mümkündür. Fiiliyatta var olmayan bir maliyetin bedelini vatandaştan tahsil etmk, hukuk devletinin sınırlarını zorlayan bir uygulamadır.
