İhale ve Kamu Sözleşmeleri Hukuku
İhale Bedeli Ödenmeyen Yüklenici Ne Yapabilir?
Kamu kurumlarıyla sözleşme yapan yüklenicilerin uygulamada en sık karşılaştığı sorunlardan biri, ihale konusu işin yapılmasına rağmen hakediş veya sözleşme bedelinin süresinde ödenmemesidir. Özellikle belediyeler, kamu kurumları ve kamu şirketleriyle yapılan mal alımı, hizmet alımı veya yapım işi sözleşmelerinde, iş tamamlanmasına rağmen ödeme sürecinin geciktirildiği durumlarla karşılaşılabilmektedir.
Bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle alacağın hangi aşamada bulunduğu tespit edilmelidir. Çünkü “iş yapıldı ama para ödenmedi” demek her zaman tek başına yeterli değildir. İşin teslim edilip edilmediği, muayene ve kabul işlemlerinin yapılıp yapılmadığı, hakedişin düzenlenip onaylanıp onaylanmadığı, ödeme emri belgesinin hazırlanıp hazırlanmadığı ve ödemenin hangi aşamada bekletildiği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
İhale Süreci ile Sözleşme Süreci Arasındaki Fark
Kamu ihalelerinde sözleşme imzalanmadan önceki süreç ile sözleşme imzalandıktan sonraki süreç birbirinden farklıdır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki ihale süreci; ihale ilanı, ihale dokümanı, tekliflerin alınması, ihale komisyonu kararı, ihalenin onaylanması, şikâyet ve itirazen şikâyet gibi aşamalardan oluşur. Bu aşamada idare, kamu gücüne dayalı işlemler tesis eder. Bu nedenle sözleşme imzalanana kadar olan süreç, kural olarak idare hukuku alanında değerlendirilir.
İhale kesinleşip sözleşme imzalandıktan sonra ise taraflar arasında sözleşmeden doğan bir borç ilişkisi kurulur. Bu aşamada yüklenici, sözleşmede belirtilen işi yapmakla; idare ise sözleşme ve ihale dokümanı kapsamında bedeli ödemekle yükümlüdür. Bu nedenle sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan hakediş, ödeme, temerrüt, faiz ve alacak uyuşmazlıkları somut olayın niteliğine göre özel hukuk ilişkisi içinde değerlendirilir.
Ancak idarenin yasaklama kararı vermesi, sözleşmeyi kamu gücü kullanarak feshetmesi, teminatın gelir kaydedilmesi veya ayrılabilir idari işlem niteliğinde kararlar alması halinde idari yargı boyutu ayrıca değerlendirilmelidir.
Yüklenicinin Alacağı Ne Zaman Muaccel Hale Gelir?
Yüklenicinin kuruma karşı ödeme talep edebilmesi için öncelikle alacağın muaccel hale gelip gelmediği belirlenmelidir. Muacceliyet, alacağın artık istenebilir hale gelmesi demektir.
Kamu ihale sözleşmelerinde alacağın muaccel hale gelmesi yalnızca işin fiilen yapılmasına bağlı değildir. İşin türüne göre teslim, muayene ve kabul, hakediş düzenlenmesi, hakedişin onaylanması, fatura düzenlenmesi, ödeme emri belgesinin hazırlanması ve tahakkuk işlemleri önem taşır.
Bu nedenle ödeme yapılmayan bir dosyada şu ihtimaller ayrı ayrı incelenmelidir:
v İş yapılmış ancak kabul yapılmamış olabilir.
v Kabul yapılmış ancak hakediş onaylanmamış olabilir.
v Hakediş onaylanmış ancak ödeme emri belgesi düzenlenmemiş olabilir.
v Ödeme emri belgesi düzenlenmiş ancak ödeme yapılmamış olabilir.
Her aşamada yüklenicinin başvuracağı yol ve idarenin sorumluluğu farklı şekilde değerlendirilir.
İş Yapılmış Ancak Kabul Yapılmamışsa Ne Yapılabilir?
İlk ihtimal, yüklenicinin sözleşme konusu işi fiilen yapmasına rağmen idarenin muayene ve kabul işlemlerini yapmamasıdır.
Mal alımlarında teslim, hizmet alımlarında hizmetin ifası, yapım işlerinde ise işin sözleşme ve teknik şartnameye uygun şekilde tamamlanması gerekir. Ancak kamu ihale sözleşmelerinde ödeme yapılabilmesi için çoğu zaman yalnızca fiili ifa yeterli görülmez. İşin ilgili komisyon veya görevlilerce incelenmesi, muayene ve kabul işlemlerinin yapılması, varsa kabul tutanağının düzenlenmesi gerekir.
İdare, işin eksik veya ayıplı olduğunu düşünüyorsa bunu somut şekilde tespit etmeli ve yükleniciye bildirmelidir. Buna karşılık iş fiilen yapılmış, teslim edilmiş veya kullanıma alınmış olmasına rağmen idare hiçbir gerekçe göstermeden kabul işlemlerini geciktiriyorsa, yüklenici yazılı başvuru yaparak kabul işlemlerinin tamamlanmasını talep etmelidir.
Bu başvuruda sözleşme, teknik şartname, teslim belgeleri, sevk irsaliyeleri, işin yapıldığını gösteren tutanaklar, fotoğraflar, saha kayıtları, puantajlar ve varsa idarenin fiili kullanımına ilişkin belgeler eklenmelidir.
Kabul yapılmadığı için ödeme süreci başlatılmıyorsa yüklenici şu adımları atabilir:
- Öncelikle kabul işlemlerinin yapılmasını yazılı olarak talep edebilir.
- İşin eksik veya ayıplı olduğu iddia ediliyorsa bunun somut olarak bildirilmesini isteyebilir.
- İşin fiilen teslim edildiğini ve varsa idarece kullanıldığını belgeleyebilir.
- İdare cevap vermiyorsa tekrar ihtar gönderebilir.
- Alacak muaccel hale gelmişse ödeme ve faiz talep edebilir.
- Gecikme keyfi ise üst idareye, teftiş birimine, belediye başkanlığına, ilgili bakanlığa veya CİMER’e başvuru yapılabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kabul işlemi yapılmadan doğrudan icra takibi veya alacak davası yoluna gidilmesi her dosyada doğru sonuç vermeyebilir. Önce kabulün neden yapılmadığı, idarenin eksik veya ayıp iddiası bulunup bulunmadığı ve işin fiilen teslim edilip edilmediği ortaya konulmalıdır.
Kabul Var Ancak Hakediş Onaylanmamışsa Ne Yapılabilir?
İkinci ihtimal, işin kabul edilmiş olmasına rağmen hakedişin düzenlenmemesi veya düzenlenen hakedişin onaylanmamasıdır.
Bu aşamada idarenin “iş yapılmadı” savunması zayıflar. Çünkü kabul işlemi yapılmışsa, işin sözleşmeye uygun şekilde yerine getirildiği yönünde önemli bir aşama tamamlanmış olur. Ancak özellikle yapım ve hizmet işlerinde ödemenin yapılabilmesi için hakediş raporunun düzenlenmesi ve idarece onaylanması gerekir.
Hakedişin onaylanmaması bazen teknik bir sebepten kaynaklanabilir. Metraj, ataşman, fiyat farkı hesabı, iş artışı, kesinti, gecikme cezası, SGK borcu, vergi borcu, fatura uyuşmazlığı veya eksik belge gibi hususlar gündeme gelebilir. Ancak bu tür bir gerekçe varsa idarenin bunu açıkça ve yazılı olarak ortaya koyması gerekir.
Eğer kabul yapılmış olmasına rağmen hakediş gerekçesiz şekilde bekletiliyorsa, yüklenici şu adımları atabilir:
- Hakedişin düzenlenmesi veya onaylanması için yazılı başvuru yapabilir.
- Hakedişin neden onaylanmadığını yazılı olarak sorabilir.
- Eksik belge varsa bunun yazılı olarak bildirilmesini isteyebilir.
- Hakedişe ilişkin teknik itiraz varsa gerekçesinin açıklanmasını talep edebilir.
- Hakedişin onaylanmaması nedeniyle ödeme sürecinin başlatılamadığını belirterek kurumu ihtar edebilir.
- Faiz, zarar ve diğer yasal haklarını saklı tuttuğunu bildirebilir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 18.12.2023 tarihli, 2022/5021 Esas ve 2023/4306 Karar sayılı kararında, hakedişlerin sözleşmede öngörülen sürede onaylanması ve ödenmesi hususu değerlendirilmiştir. Kararda sözleşmedeki hakediş süreci şu şekilde belirtilmiştir:
“Sözleşmenin 11. maddesine göre, hakediş raporları, bu sözleşmenin eki olan Yapım İşleri Genel Şartnamesinde düzenlenen esaslar çerçevesinde, kanuni kesintiler de yapılarak her ayın ilk beş günü içinde düzenlenir, hazırlanan hakediş raporları idarece onaylandıktan sonra otuz gün içinde tahakkuka bağlanarak on beş gün içinde ödenir, düzenlemesinin mevcut olduğu anlaşılmıştır.”
Aynı kararda, hakediş onayının ve ödemenin geciktirilmesi bakımından şu değerlendirme yapılmıştır:
“5 ve 6 no.lu hakedişlerin geç ödendiğine yönelik iddiasının ise yerinde olduğu, 5 no.lu hak edişin 43 gün, 6 no.lu hakedişin 47 gün geciktirildiği, hakkediş onaylarının geciktirilmesinin haklı bir sebebinin ve açıklamasının olmaması nedeniyle davalının bu hususta rapora itirazlarının yerinde olmadığı, kök raporda açıklandığı şekilde 90 günlük gecikmenin idareden kaynaklandığı, bu süreye isabet eden 270.713,12 TL gecikme cezasının iadesinin gerektiği,”
Bu karar, hakediş onay ve ödeme sürecinin idare tarafından haklı bir sebep olmaksızın geciktirilmesi halinde bunun yüklenici aleyhine sonuç doğurmaması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Hakediş Onaylanmış Ancak Ödeme Emri Belgesi Düzenlenmemişse Ne Yapılabilir?
Üçüncü ihtimal, hakedişin onaylanmış olmasına rağmen ödeme emri belgesinin düzenlenmemesidir.
Bu aşamada yüklenicinin alacağı daha güçlü hale gelir. Çünkü hakediş onaylanmışsa, idare işin belirli bir bedel karşılığında yapıldığını kabul etmiş olur. Bundan sonraki süreç, ödeme evrakının hazırlanması, tahakkuk işlemleri ve muhasebe birimine gönderilmesi aşamasıdır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu sisteminde kamu harcamasının yapılabilmesi için ödeme emri belgesinin düzenlenmesi ve ilgili belgelerin tamamlanması gerekir. Ödeme emri belgesi düzenlenmeden muhasebe birimi ödeme yapamaz.
Hakediş onaylanmış olmasına rağmen ödeme emri belgesi gerekçesiz olarak düzenlenmiyorsa, yüklenici şu adımları atabilir:
- Onaylı hakedişe dayanarak ödeme emri belgesinin düzenlenmesini talep edebilir.
- Ödeme evrakının hangi birimde beklediğini sorabilir.
- Eksik belge veya ödeme engeli varsa bunun yazılı olarak bildirilmesini isteyebilir.
- Harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi veya mali hizmetler birimi nezdinde yazılı başvuru yapabilir.
- Alacak muaccel hale gelmişse temerrüt ihtarı göndererek faiz talep edebilir.
Hakediş onaylandıktan sonra ödeme emri belgesinin gerekçesiz şekilde düzenlenmemesi, yalnızca yükleniciyi mağdur eden bir durum değildir. Aynı zamanda kamu harcama sürecinin işletilmemesi anlamına gelir. Bu durum somut olayın özelliklerine göre idare içi inceleme veya disiplin süreci bakımından da değerlendirilebilir.
Ödeme Emri Belgesi Düzenlenmiş Ancak Ödeme Yapılmamışsa Ne Yapılabilir?
Dördüncü ihtimal, ödeme emri belgesinin düzenlenmiş olmasına rağmen ödemenin yapılmamasıdır.
Bu aşama yüklenici açısından en güçlü aşamalardan biridir. Çünkü iş yapılmış, kabul veya hakediş süreci tamamlanmış, ödeme emri belgesi düzenlenmiş ve ödeme süreci son aşamaya gelmiştir. Buna rağmen ödeme yapılmıyorsa, idarenin ödeme borcunu yerine getirmediği daha açık hale gelir.
Bu durumda yüklenici şu adımları atabilir:
- Ödeme emri belgesinin tarih ve sayısını belirterek ödeme talep edebilir.
- Ödemenin hangi sebeple yapılmadığını yazılı olarak sorabilir.
- Ödenek yokluğu ileri sürülüyorsa bunun belgelendirilmesini isteyebilir.
- Aynı tertipten veya aynı nitelikteki daha sonraki ödemelerin yapılıp yapılmadığını araştırabilir.
- Temerrüt ihtarı göndererek faiz talep edebilir.
- Alacak davası veya icra takibi yolunu değerlendirebilir.
- Kamu görevlilerinin keyfi işlem yaptığı düşünülüyorsa idari şikâyet yollarına başvurabilir.
Ödeme emri belgesi düzenlendikten sonra ödeme yapılmaması, alacağın muacceliyeti ve temerrüt bakımından yüklenici lehine güçlü bir delildir. Ancak yine de faiz başlangıcı bakımından sözleşmedeki ödeme günü, hakedişin onay tarihi, tahakkuk tarihi, ödeme emri tarihi ve ihtar tarihi birlikte değerlendirilmelidir.
Kamu Kurumu Nasıl Temerrüde Düşer?
Kamu kurumunun ödeme yapmaması halinde temerrüt konusu ayrıca değerlendirilmelidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesine göre muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Ancak borcun ifa edileceği gün taraflarca belirlenmişse veya sözleşmede ödeme tarihi açıkça gösterilmişse, bu tarihin geçmesiyle ihtara gerek olmaksızın temerrüt gündeme gelebilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2019 tarihli, 2018/2298 Esas ve 2019/159 Karar sayılı kararında temerrüt ve ihtar bakımından şu değerlendirme yapılmıştır:
“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Temerrüt, ya bir ihtar ile ya da dava açılması suretiyle gerçekleşir. (TBK m. 117; BK m.101)”
Aynı kararda, ihtarda süre verilmişse temerrüdün hangi tarihte oluşacağı da şu şekilde açıklanmıştır:
“Borçlunun temerrüdü, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren oluşur.”
Bu nedenle ödeme talebi bakımından önemli olan, alacağın muaccel hale gelmesi ve idarenin ispatlanabilir şekilde ödeme için uyarılmasıdır.
Faiz Hangi Tarihten İtibaren İşler?
İhale bedelinin geç ödenmesi halinde yüklenici faiz talep edebilir. Ancak faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği her dosyada aynı değildir.
Faiz başlangıcı bakımından üç ihtimal vardır.
Birinci ihtimalde sözleşmede ödeme tarihi açıkça belirlenmiştir. Bu durumda ödeme günü geçmesine rağmen ödeme yapılmamışsa, temerrüt bu tarihten itibaren gündeme gelebilir.
İkinci ihtimalde ödeme tarihi açık değildir ancak alacak muaccel hale gelmiştir. Bu durumda idareye ihtar gönderilmesi gerekir. Faiz, kural olarak ihtarın idareye ulaştığı tarihten veya ihtarda verilen sürenin dolduğu tarihten itibaren istenebilir.
Üçüncü ihtimalde alacağın muaccel olup olmadığı tartışmalıdır. Örneğin kabul yapılmamış, hakediş onaylanmamış veya ödeme evrakı tamamlanmamış olabilir. Bu durumda önce alacağın istenebilir hale gelip gelmediği değerlendirilmelidir. Alacak muaccel hale gelmeden gönderilen ihtar her zaman temerrüt sonucu doğurmayabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 29.09.2020 tarihli, 2020/4843 Esas ve 2020/5134 Karar sayılı kararında, davacı tarafın iddiası özetlenirken sözleşmede hakedişe bağlı ödeme süresinin belirlenmiş olduğu şu şekilde ifade edilmiştir:
“sözleşmenin 12. maddesine göre hakedişe göre düzenlenen faturanın ödeme emrine bağlanması ve muhasebeleştirilmesinden sonra 45 gün içinde yüklenicinin beyan edeceği banka hesabına yatırılacağının kararlaştırıldığını, davalı tarafın yaptığı tüm ödemeleri, sözleşmenin 12. maddesine göre kesin ve tayin edilebilir bir tarihte yapması gerekirken geç yaparak temerrüde düştüğünü,”
Bu tür sözleşme hükümleri, ödeme zamanının belirlenmesi ve faizin başlangıcının tespiti bakımından önemlidir. Sözleşmede ödeme için açık bir süre varsa, bu süre geçtikten sonra idarenin temerrüdü ve faiz sorumluluğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2018/2298 Esas, 2019/159 Karar sayılı kararında ise ödeme için süre verilmiş ihtar bakımından şu sonuca varılmıştır:
“O halde mahkemece; borçluya tebliğ edilen borç bildirim belgesinde ödeme için verilen sürenin bitiminde, davalının temerrüde düşmüş olduğu ve bu tarihten itibaren asıl alacağa faiz işletilmesi gerektiği hususu göz ardı edilerek faiz başlangıç tarihinin ödeme tarihi olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.”
Bu nedenle faiz başlangıcı belirlenirken yalnızca fatura tarihi veya işin yapıldığı tarih değil; sözleşmedeki ödeme süresi, hakedişin onay tarihi, ödeme emri tarihi, ihtar tarihi ve ihtarda verilen süre birlikte değerlendirilmelidir.
Noter İhtarnamesi Şart mıdır?
Kamu kurumunu temerrüde düşürmek için her durumda noter ihtarnamesi şart değildir. Türk Borçlar Kanunu m. 117 anlamında ihtar, muaccel borcun ödenmesi için borçluya yöneltilen irade açıklamasıdır. Kanunda ihtarın mutlaka noter aracılığıyla yapılması gerektiğine ilişkin genel bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Bu nedenle somut olayın özelliğine göre şu yollarla da ihtar yapılabilir:
• Noter ihtarnamesi,
• KEP üzerinden gönderilen ihtar,
• İadeli taahhütlü mektup,
• Kurum evrak kaydına alınan yazılı başvuru,
• Elektronik başvuru sistemi veya EBYS üzerinden yapılan başvuru,
• Sözleşmede kabul edilen resmi yazışma yöntemi.
Burada önemli olan ihtarın ispatlanabilir olmasıdır. Yüklenici ileride dava açtığında, idareye hangi tarihte, hangi içerikle ve hangi alacak için başvurduğunu ispat edebilmelidir.
Noter ihtarnamesi bu açıdan güçlü bir delildir. Ancak tek yol değildir. Özellikle kamu kurumlarında KEP veya evrak kayıt numarası alınmış yazılı başvuru da ispat bakımından önemlidir. İadeli taahhütlü mektup da kullanılabilir; ancak içeriğin ispatı bakımından KEP veya noter ihtarnamesi kadar güçlü olmayabilir.
Bu nedenle yüksek bedelli hakediş ve sözleşme alacaklarında noter ihtarnamesi veya KEP yoluyla açık ve ayrıntılı ihtar gönderilmesi daha güvenli olacaktır.
TTK m. 1530 Kapsamında Geç Ödeme ve Temerrüt
Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinden kaynaklanan ödemelerde Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. maddesi ayrıca önem taşır. Bu madde, mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarını düzenlemektedir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 13.03.2019 tarihli, 2018/664 Esas ve 2019/402 Karar sayılı kararında TTK m. 1530 hükmüne yer verilerek şu değerlendirme yapılmıştır:
“Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer.”
Aynı kararda, ödeme günü veya süresi belirtilmemiş haller bakımından da şu düzenlemeye yer verilmiştir:
“Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır: a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda. b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda. c) Borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda. d) Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre, mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz günü aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir.”
Bu nedenle özellikle ticari nitelikteki mal veya hizmet tedariklerinde, faturanın teslimi, hizmetin ifası, kabul işlemleri ve sözleşmedeki ödeme süresi birlikte değerlendirilmelidir.
Ödeme Süreci Gerekçesiz Geciktiriliyorsa Ne Yapılabilir?
Kamu kurumları ödeme sürecini yürütürken sözleşmeye, ihale dokümanına, şartnameye ve kamu mali yönetimi kurallarına uygun hareket etmek zorundadır. İdarenin eksik belge, ayıplı iş, sözleşmeye aykırılık, ödenek yetersizliği veya mevzuattan kaynaklanan bir gerekçesi varsa bunu açıkça ortaya koyması gerekir.
Ancak kabul, hakediş onayı, ödeme emri veya ödeme aşamaları gerekçesiz şekilde geciktiriliyorsa yüklenici bu durumu belgelendirmelidir. Çünkü ileride açılacak davada yalnızca ödeme yapılmadığını değil, idarenin hangi aşamada ve hangi tarihten itibaren gecikmeye düştüğünü göstermek önemlidir.
Bu durumda yüklenici şu yolu izleyebilir:
- Önce kuruma yazılı başvuru yapılmalıdır.
- Başvuruda işin hangi tarihte yapıldığı, hangi belgelerin sunulduğu, kabul veya hakediş sürecinin hangi aşamada olduğu açıkça belirtilmelidir.
- İdareden gecikmenin sebebinin yazılı olarak bildirilmesi istenmelidir.
- Eksik belge varsa bunun açıkça bildirilmesi talep edilmelidir.
- Ödeme yapılmaması halinde faiz ve yasal hakların saklı tutulduğu belirtilmelidir.
- Cevap verilmez veya gecikme devam ederse ihtar gönderilmelidir.
- Sonrasında alacak davası, icra takibi veya idari şikâyet yolları değerlendirilmelidir.
Yüklenicinin pasif kalmaması önemlidir. Kurum içindeki sürecin hangi aşamada bekletildiği yazılı hale getirilmelidir. Kabul komisyonu, kontrol teşkilatı, harcama birimi, mali hizmetler birimi veya muhasebe birimi nezdinde yapılan başvurular ileride delil değeri taşıyabilir.
Ödemelerde Sıraya Riayet Edilmemesi Ne Sonuç Doğurur?
Kamu kurumlarının ödeme sürecinde yalnızca sözleşme hükümleri değil, kamu mali yönetimi ilkeleri de önem taşır. Ödemelerin objektif, denetlenebilir ve hukuka uygun şekilde yapılması gerekir.
İdare, aynı nitelikteki ve daha eski tarihli borçları bekletip daha sonraki tarihli borçları ödüyorsa, bu durum somut olayın özelliklerine göre hukuki ve idari açıdan tartışma yaratabilir. Özellikle aynı tertipten, aynı birimden veya aynı türdeki hakedişler arasında keyfi bir ödeme sırası uygulanıyorsa, yüklenici bu durumu belgelemeye çalışmalıdır.
Ödeme sırasına uyulmaması her olayda kendiliğinden tazminat sonucunu doğurmaz. Ancak şu yönlerden önemlidir:
- Eşit işlem ilkesine aykırılık iddiası doğabilir.
- Kamu kaynaklarının objektif kullanılmadığı ileri sürülebilir.
- Kamu görevlilerinin görev gereklerine aykırı hareket ettiği iddia edilebilir.
- İdare içi denetim veya disiplin soruşturması gündeme gelebilir.
- Sayıştay denetimi veya mali sorumluluk tartışması doğabilir.
- Yüklenicinin temerrüt, faiz ve zarar iddiası güçlenebilir.
Bu nedenle yüklenici, kendi alacağından sonra doğan başka alacakların ödendiğini öğrenirse bunu yazılı başvurusunda belirtmeli ve ödeme sırasının hangi kritere göre belirlendiğini sormalıdır.
Ödemeyi Geciktiren Kamu Personelinin Sorumluluğu Gündeme Gelir mi?
Kamu görevlileri, görevlerini mevzuata, sözleşmeye, kamu mali yönetimi kurallarına ve hizmet gereklerine uygun şekilde yürütmek zorundadır. Hakedişin sebepsiz bekletilmesi, kabul işleminin gerekçesiz yapılmaması, ödeme emri belgesinin düzenlenmemesi veya ödeme sırasının keyfi şekilde değiştirilmesi somut olayın özelliklerine göre idari inceleme konusu olabilir.
Ancak kamu personelinin sorumluluğundan söz edebilmek için yalnızca “ödeme geç yapıldı” demek yeterli değildir. Gecikmenin hangi personelin hangi işleminden veya ihmalinden kaynaklandığı, gecikmenin gerekçesiz olup olmadığı ve mevzuata aykırı davranılıp davranılmadığı ortaya konulmalıdır.
Şu durumlar idari soruşturma bakımından önem taşıyabilir:
- İş yapılmış olmasına rağmen kabul işleminin gerekçesiz bekletilmesi,
- Kabul yapılmış olmasına rağmen hakedişin gerekçesiz onaylanmaması,
- Hakediş onaylanmış olmasına rağmen ödeme emri belgesinin düzenlenmemesi,
- Ödeme emri belgesi düzenlenmiş olmasına rağmen ödemenin yapılmaması,
- Aynı nitelikteki sonraki ödemelerin yapılmasına rağmen önceki borcun bekletilmesi,
- Yüklenicinin başvurularına cevap verilmemesi,
- Eksik belge veya ödeme engeli varsa bunun yazılı olarak bildirilmemesi,
- Keyfi, ayrımcı veya kişisel saikle hareket edildiğine ilişkin emarelerin bulunması.
Bu gibi durumlarda yüklenici, alacak davası veya icra takibinden ayrı olarak kurumun üst makamına, teftiş birimine, ilgili bakanlığa, belediye başkanlığına, valiliğe, CİMER’e veya somut olayın niteliğine göre Sayıştay denetimi kapsamında değerlendirilmek üzere ilgili mercilere başvuru yapabilir.
Yüklenici Hangi Hukuki Yollara Başvurabilir?
İhale bedeli veya hakediş alacağı ödenmeyen yüklenici, somut olayın durumuna göre şu yolları değerlendirebilir:
- Öncelikle kurum nezdinde yazılı ödeme başvurusu yapılabilir.
- Gecikmenin hangi aşamada olduğu ve sebebi sorulabilir.
- Kabul, hakediş veya ödeme emri işlemlerinin tamamlanması talep edilebilir.
- Alacak muaccel hale gelmişse temerrüt ihtarı gönderilebilir.
- Faiz ve diğer haklar açıkça saklı tutulabilir.
- Ödeme yapılmazsa alacak davası açılabilir.
- Alacak likit ve belgeli ise icra takibi değerlendirilebilir.
- Kamu görevlilerinin keyfi veya mevzuata aykırı davrandığı düşünülüyorsa idari şikâyet yolları kullanılabilir.
Yüklenicinin amacı yalnızca alacağını istemek değildir. Asıl amaç, alacağın hangi sözleşmeden doğduğunu, hangi tarihte muaccel hale geldiğini, idarenin hangi aşamada ödeme sürecini geciktirdiğini ve temerrüt tarihini ispat edilebilir hale getirmektir.
Sonuç
İhale konusu işin yapılmasına rağmen kamu kurumu tarafından ödeme yapılmaması halinde, öncelikle alacağın hangi aşamada bulunduğu tespit edilmelidir. İş yapılmış fakat kabul yapılmamışsa izlenecek yol ile hakediş onaylanmış ancak ödeme yapılmamışsa izlenecek yol aynı değildir.
Bu nedenle sözleşme, şartname, hakediş, kabul tutanağı, fatura, ödeme emri belgesi ve kurum yazışmaları birlikte incelenmelidir. Alacak muaccel hale gelmişse idareye ispatlanabilir bir ihtar gönderilmeli; faiz, yargılama giderleri ve diğer haklar açıkça saklı tutulmalıdır.
Noter ihtarnamesi her durumda zorunlu olmamakla birlikte, yüksek bedelli alacaklarda ispat kolaylığı sağlaması nedeniyle güvenli bir yoldur. Bunun yanında KEP, iadeli taahhütlü mektup veya kurum evrak kaydına alınmış yazılı başvuru da somut olayın özelliğine göre ihtar işlevi görebilir.
Ödeme sürecinin kabul, hakediş, ödeme emri veya ödeme aşamasında gerekçesiz şekilde geciktirilmesi halinde, bu durum yalnızca yüklenicinin alacak hakkı bakımından değil; kamu görevlilerinin görev sorumluluğu, kamu mali yönetimi ilkeleri ve idari soruşturma bakımından da ayrıca değerlendirilmelidir.
İhale bedelinin tahsili sürecinde en önemli mesele, alacağın muacceliyet tarihini, idarenin temerrüt tarihini ve gecikmenin hangi işlemden kaynaklandığını doğru tespit etmektir.
